www.kesfetmekicinbak.com


Bukalemun -
Sanal Yeşil Atlas


Doğa Ansiklopedisi
Türkiyede Korunan Alanlar
Doğa Korumacı Kuruluşlar
Doğa Koruma Kılavuzu
Kuş gözlemcisi olmak istiyorum
E-Kart Gönder
İletişim
Üye girişi

ARA


YeşilAtlas Arşivi
TÜM SAYILAR !
Doğa için şikayet dilekçesi
nasıl yazarım
Doğa koruma ailesine katılın!
İl il doğa korumacılar
  Ziyaretçi Defteri
 

ANADOLU SEVDASI

Anadolu'yu orkideleri ile sevmeye başlayan bir Belçikalı ailenin hikayesi.

Onu, Hasselt Yabancı Diller Okulu'ndaki Türkçe derslerimden tanıyordum. Top sakallarının arasında daha da belirginleşen sıcak, yumuşacık bakışları, iri ve sallapati görünümünün etkisini bir anda alıp götürüyordu.

Derslerime kayınbiraderi Yvon'la geliyordu. Her biri iş güç sahibi yetişkin insanlardan oluşan sınıfımda diğer öğrencilerim gibi Paul'le de kısa sürede dost olmuştuk. PTT de çalışan bir teknisyendi. Bir gün elinde sarı renkli çiçek resimleri bulunan fotokopilerle çıkageldi. Bunlar, bir Amerikan dergisinden kopyalanmıştı. Araştırma, Doğu Anadolu ve Kafkaslarda yetişen orkide türleri üzerineydi.

Paul, benden bu resimleri Karslı, Ağrı ve Iğdırlı tanıdıklarıma göstermemi ve çobanların köylülerin bu çiçeğe ne ad verdiğini öğrenmemi istiyordu.

Yıllardır tatillerde soluğu Türkiye'de aldıklarını biliyordum. Karavanla Anadolu'da dolaşmadıkları dağ, ova, kent, köy, oymak bırakmamışlardı. Ama onun orkide meraklısı olduğunu bilmiyordum. Batılıların Anadolu değerlerini aşırmayı pek sevdiklerini bildiğim için bu çiçekle neden ilgilendiğini sordum. Evinde orkide serasının olduğunu, bu yaz Doğu Anadolu'ya gideceğini, orada çiçeğin adını çobanlara söylerse, çiçeği daha kolay bulabileceğini anlattı.

Sordum soruşturdum. Hiçbir vatandaşımızdan özel bir ad alamadım. Sarı çiçek işte, deyip geçtiler. Ama Paul'le dostluğumuz ilerledi. Bana orkide serasını göstermek istiyordu. Yvon'dan ve diğer ortak tanıdıklardan Paul'un evi ile ilgili özel şeyler duyduğum için ben de epeyce meraklanmıştım:

*******

28 Numara... Burası olmalı, diyor eşim.

Dik çatılı , küçük pencereli, garajlı, çevresindeki evlerden pek farkı olmayan tipik bir Flaman evi.

Paul ve Gerda bizi bahçe girişinde karşılıyorlar. Küçük; ama bakımlı bahçeyi birlikte geçiyoruz. Ailenin kızları Anita ve Cristel kapıda bizi bekliyor. Anita, yakası iğne oyalı bürümcük bluz ve Adana şalvarı giymiş. Cristel'in ayağında da Bodrum sandaletleri.
- Şalvar sana çok yakışmış, diye takılıyorum.
- Çok rahat, diyor Anita.
Bizi içeriye buyur ediyorlar. Hole girer girmez ayaklarımızın altındaki alı al, moru mor yörük kilimiyle duvardaki Zakkum çiçekli Pamukkale tablosu bizi, sisli, yağmurlu Limburg ikliminden çıkarıp Anadolu'nun ışıltılı, sıcak kucağına bırakıveriyor. Salona geçince eşim şaşkınlığını gizleyemiyor:

- Aman Allah'ım! Burcu burcu Anadolu kokuyor bu ev, diye fısıldıyor kulağıma.

Görebildiğimiz kadarıyla üç bölümden oluşan salon, baştan sona Bünyan, Uşak, Yağcıbedir, Isparta, Milas halılarıyla döşenmiş. Duvarlarda Anadolu'dan esinlenerek yapılmış tablolar...
- Kusura bakmayın, heyecanlandım. Oturmadan evinizi gezmek istesem, hoş karşılar
mısınız? diye soruyor eşim,
Ev sahipleri, evlerinin beğenilmesinden gururlanıyor.

Eşim, köy kızlarının sevdalarını, özlemlerini ilmik ilmik dokudukları kök boyalı kilimleri, halıları okşarken Ben usta işi olmayan; ama burum buram sevinç yansıtan tabloları inceliyorum. İnsan öğesiyle buluşturulmaya çalışılan doğa resimleri bunlar: Ağrı'dan Göreme'den, Yedi Göller'den, Tuz Gölü'nden ...
Salonun köşelerine bakır, pirinç, seramik vazolar yerleştirilmiş. Paul, bakır vazoların
Erzincan ve Gaziantep, seramik vazoların Kütahya işi olduğunu, Pirinç vazoyu ise Ankara'dan aldığını anlatıyor.

Salonun değişik yerlerine usta bir dekoratör eliyle yerleştirilmiş izlenimi veren orkidelerin gerçek olduklarını fark ediyorum.
- Evin bu serin kokusu orkidelerden, desenize...
- Anadolu orkideleri güzel kokar, diyor Gerda.
O sırada Cristel, salonun güneye bakan duvarındaki perdeyi açıyor. Cennet gibi bir orkide serası gözler önüne seriliyor.

- Güney Amerika'dan, Afrika'dan, hatta Japonya'dan getirttiğimiz orkideler de var bu serada. Ama ben, en çok Anadolu orkidelerini severim, Toroslar'dan Kars'a, Bergama'dan Bingöl Yaylaları'na... Ellerimle topladım onları. Çobanlardan adlarını öğrendim, kokularının izlerini sürdüm onların.

- Bizim Anadolu sevdamız bu orkideler sayesinde başladı, diyor Gerda. Paul'un, bir dergide Anadolu orkideleri üzerine okuduğu bir bir yazıyla başladı her şey. Bu yazı üzerine Türkiye'ye gittik. Orada hayal edemeyeceğimiz güzellikler bulduk. Sevdik Türkiye'yi. Bu sevgiyi akrabalarımıza, dostlarımıza aşıladık. Şimdi onlar da tatillerde Türkiye'ye giderler.

- Doğru, diyerek söze giriyor Cristel. Ben şimdi uygarlık tarihi okuyorum. Bu seçimimde Anadolu Uygarlıklarının etkisi çok büyük. Ben Anadolu'da insanlık tarihini adım adım izleyebiliyorum. Tarihi yaşayarak öğreniyorum, dersem inanın.

- Denizleri, insanları... Orada her şey beni resim yapmaya itiyor. Konya Ovası'nda harman bekleyen çocuklarla yıldız saymak, Toroslar'da yörük çadırlarında uyanmak... İşte benim resmimim kaynağı, diye anlatıyor Anita.

Paul içine düştüğümüz duygusallığı dağıtmak için Gerda'ya takılıyor:

- Gerda'nın bizim peşimize takılmasının sebebi var. Çünkü o, Antep baklavasıyla Maraş dondurmasını birlikte yemeyi çok sever. Ben onun baklava yemesine karışmam, ama Maraş dondurması yemesine kızarım. Biliyorsunuz, Maraş dondurması orkide soğanlarından elde edilen saleple yapılır. Soğanı kazılan orkideler bir daha hiç yeşermezler.

- Sen de orkide nesli tükenecek diye korkarsın tabii, diyor kızlar.
- Eh, öyle, diyor Paul. Sesinde umarsızlığın kırılganlığı.
Keşke kendimizi savunabilecek bir şeylerim olsa. Onu yüreklendirecek bir şeyler söyleyebilsem. Başımızı öne eğiyoruz. Bir süre çıt çıkmıyor salonda.

Gerda :
- Anadolu bereketli, merak etmeyin hiçbir şey olmaz, diyerek ağır havayı dağıtmaya çalışırken kendi pişirdiği Türk kahvesini sunuyor.

Kahvelerimizi içerken Anadolu ile ilgili çok özel anılarını paylaşıyorlar bizimle. Yurdumuzdan binlerce kilometre uzakta, bir Flaman evinde Anadolu orkidelerinin yaşaması için tek başına da olsa eylem yapan bu koca adama duğduğum saygı dakika dakika artarken içimde kendime karşı tarifsiz bir kırıklık derinleşiyor.


Hamdi Topçu


* Bu yazı, Toplum Bilgisi Dersi aracılığıyla Türkçe Orta 2 adlı kitaptan alınmıştır.

Görüşünü
Bildir
Not Ver Arkadaşına
gönder
Haberi yazdır
Bu site, Doğan Burda Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş. tarafından T.C. yasalarına uygun olarak yayınlanmaktadır.