www.kesfetmekicinbak.com


Bukalemun -
Sanal Yeşil Atlas


Doğa Ansiklopedisi
Türkiyede Korunan Alanlar
Doğa Korumacı Kuruluşlar
Doğa Koruma Kılavuzu
Kuş gözlemcisi olmak istiyorum
E-Kart Gönder
İletişim
Üye girişi

ARA


YeşilAtlas Arşivi
TÜM SAYILAR !
Doğa için şikayet dilekçesi
nasıl yazarım
Doğa koruma ailesine katılın!
İl il doğa korumacılar
  Ziyaretçi Defteri
 
İÇİMİZDEKİ SALDIRGAN

Auschwitz, Gediz ve Bağdat

Dün Yahudiler, bugün kuşlar, yarın Araplar. Gerçek saldırgan, içimizde yaşattığımız Nazi subayı, yüreğimizde biriken çamur havuzu ve zihnimizde büyüyen Amerika!

Auschwitz'te Yahudiler ikiye ayrıldı: İşe yarayanlar ve gereksizler. Yaşlılar, kadınlar ve çocuklar gereksiz sayıldığı için gaz odalarına gönderilip yok edildiler. Göster
Senin doğal varlığın, ancak yokluğun kadar önemli. Sen, benim sana verdiğim değerler ölçüsünde varsın. Ben, senin doğal varlığından üstünüm. Böyle düşünür saldırıya hazırlanan insan. Bu düşünceyle her türlü saldırıyı kendine hak görür.

Oswiechim sıradan bir Polonya şehriydi. 1940'larda Naziler şehri işgal etti. Oswiechim'in adı değişti, bir gecede Auschwitz oldu. Almanlar şehrin kenar mahallelerinden birinde dünyanın en büyük "soykırım kampını" inşa edip etrafını yüksek duvarlarla çevirdiler. Buraya getirilen Yahudileri ikiye ayırdılar: İşe yarayanlar ve gereksizler. Gereksizler, yani yaşlılar, kadınlar ve çocuklar, gaz odalarına göderildi. Değerli eşyaları, giysileri ve saçları ise kendi varlıklarından daha önemli olduğu için toplanarak Almanya'a gönderildi. Auschwitz'teki soykırım kampının kapısına genç erkekler için "Arbeit macht frei" yazdılar: Çalışmak özgür bırakır! Herkes delice çalıştı, ama hiç kimse özgür kalmadı. Yüz binlerce insan katledildi. Tüm bunlar 60 yıl önce oldu.

Gediz, Ege'de sıradan bir deltaydı. 1990'larda İzmir deltayı işgal etmeye başladı. Güneydoğu Gediz Deltası'nın adı değişti, bir gecede Mavişehir oldu. 1990'ların ortalarında Büyükşehir Belediyesi deltanın güneyini tümüyle istimlak etti. İki milyonluk bir nüfusun kanalizasyonu burada arıtılacaktı. Yapılaşma için izin alınan dar bir alanda "İzmir Körfezi Arıtma Tesisi"inşa edilip çevresi yüksek tellerle çevrildi. Arıtma sayesinde körfezin öte yanı temizlenmeye başladı, insanlar sevindi. Delta tarafında ise iki milyon insanın bir günde ürettiği 600 ton atık birikmeye başladı. Çamur kıvamındaki bu atık, önceleri Harmandalı'na dökülüyordu. Sonra bundan vazgeçildi. Belediye deltada çökeltme havuzları yaparak atık çamuru ikiye ayırdı: İşe yarayan katı kısım ve gereksiz sıvı kısım. Gereksiz sıvı kısım denize boşaltılacak, katı kısım ise gübre olarak satılacaktı.

Üretilen çamur gün geçtikçe arıtma için izin alınan alana sığmamaya başladı. İş makineleri derhal devreye girdi ve çökeltme havuzları deltanın el değmemiş topraklarını hızla kapladı. Ancak küçük bir ayrıntı unutuldu: Burası çok sayıda kuşun yuvası, üstelik de koruma altındaydı (I. Derece Doğal Sit Alanı).

Altı ay öncesine kadar nadir bitkilerin ve kuşların yaşadığı bu alanı bugün pis kokulu çamur havuzları örtüyor. Saldırı felsefesinin meyvesi, yasadışı havuzlar! Belki de "bilimsel" raporlarda "kuş yok" denmesin diye pelikanlar hâlâ iş makinelerinin arasında dinleniyor, flamingolar "gereksiz sıvının" denize açıldığı noktada yiyecek arıyor. Yarınsa ne olacak kimse bilmiyor, yazılan dilekçelere belediye yanıt vermiyor. Bir kuşun varlığı, ancak yokluğu kadar önemli çünkü. Olanlar karşısında alanın doğal yapısını korumaktan sorumlu kurul kılını bile kıpırdatmıyor. Yoksa söylenmeyen bir hedef daha mı var? Acaba sonunda burası da mı yerleşime açılacak? İzmir'den Karşıyaka'ya bakarsanız Mavişehir'in batısında geceleri stadyum gibi parlayan bir yer göreceksiniz. Orası bir futbol sahası değil, İzmir Körfezi Arıtma Tesisi. Biraz daha dikkatle bakarsanız, dünyanın en acımasız oyunlarından birini naklen izleyebilirsiniz!

Öte yandan Amerika başka bir körfezde, başka bir temizlik işiyle uğraşıyor. Arıtılması gereken şey bu sefer atık değil, olası terör tehlikesi! Namlunun ucundaki ise kuşlar değil, insanlar. Ancak bu insanların İzmir'deki kuşlarla büyük benzerlikleri var. Bir kere her ikisinin de küresel ekonomiye hiçbir katkısı yok. Iraklıların geliri Körfez Savaşı'ndan bu yana ambargolar nedeniyle on kat azaldığı için bu insanlar zaten açlık sınırında yaşıyor. Öte yandan, kuşlar modern İzmir'in tek büyüme alanının üzerine kurulmuşlar. Iraklılar ise modern dünyanın güç kaynağı petrol yataklarına sahip. Ve aksi gibi kuşlar sınırları daha önceden çizilmiş bir koruma alanının, Iraklılar ise varlığı tüm dünya tarafından kabul edilen bir ülkenin sınırları içinde yaşıyor. Öyleyse ne yapmalı, saldırgan kendisini nasıl tanıtmalı? Belki de en iyisi masum temizlikçi kılığına girmek. Kirlenmiş körfezlerin temizlenmesine kim karşı çıkabilir ki?

Saldırı felsefesinde, utanmaya yer yoktur. Bağdat oyunu da diğer tüm saldırılar gibi dünyanın gözü önünde hazırlanıyor. Herkes nefesini tutmuş, olanları izliyor. Beyaz Saray sözcüsü haykırıyor: "Dünya sonsuza dek Saddam Hüseyin'i bekleyemez!" Oysa dünya tam tersini söylüyor. Saldırıyı hemen hiç kimse desteklemiyor. Öte yandan, işgale destek veren azınlığın arasında bir topluluk hemen göze çarpıyor: İsrail hükümeti ve ABD'deki destekçileri. Oysa onlar, 60 yıl önce Auschwitz'te katledilen ve tarihin gördüğü en derin acıları çekmiş insanların soydaşları.

Anlaşılan geçmişte çekilen acılar, içimizdeki saldırganı durdurmaya yetmiyor. Dün Yahudiler, bugün kuşlar, yarın Araplar. 60 yıl önce Polonya, şu anda İzmir, ve az sonra Irak! Tarihler, kurbanlar ve mekânlar değişiyor, ama saldırgan hep aynı. O, içimizde yaşattığımız Nazi subayı, yüreğimizde biriken çamur havuzu ve zihnimizde büyüyen Amerika!

İçimizdeki saldırganı yok etmeden, savaşlardan kurtulmak mümkün mü?

GÜVEN EKEN

Görüşünü
Bildir
Not Ver Arkadaşına
gönder
Haberi yazdır
Bu site, Doğan Burda Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş. tarafından T.C. yasalarına uygun olarak yayınlanmaktadır.