www.kesfetmekicinbak.com


Bukalemun -
Sanal Yeşil Atlas


Doğa Ansiklopedisi
Türkiyede Korunan Alanlar
Doğa Korumacı Kuruluşlar
Doğa Koruma Kılavuzu
Kuş gözlemcisi olmak istiyorum
E-Kart Gönder
İletişim
Üye girişi

ARA


YeşilAtlas Arşivi
TÜM SAYILAR !
Doğa için şikayet dilekçesi
nasıl yazarım
Doğa koruma ailesine katılın!
İl il doğa korumacılar
  Ziyaretçi Defteri
 
YOL SIRLARI

Dört Soru

Bir yerde bulundum diyebilmek için, oradan en az bir kere gitmiş ve oraya en az bir kere dönmüş olmak gerekir.

Göster
Bozkırda, karıncalar kadar bilgili olmadığım için kayboldum. Yandım, bittim, kül oldum. Konuşan ben değilim artık, küllerime kök salan çiçekler.
Ha karıncaların dünyası, ha köyüm. Hangi toprağı çiğniyorsam, orasıdır memleketim. Yürürken kök salmayı öğrendim bu yolda kayboldukça, derinlerine indikçe yaşamın, gerçeği daha iyi kavrıyorum: Dünyanın gerçek büyüklüğünü görenler, kendi küçüklüğünü fark edenlerdir ancak.
Nasıl da uzanıyor önümde şu koca dünya. Denizlerin bittiği yerde ovalar ve dağlar, dağların saçında ise gökyüzü başlıyor. En son, biz küçük canlılar var oluyoruz. Kavuşmak için gökyüzüne, ovalara bir hayat sunuyoruz. Yanıyor, kül oluyor ama hep yeniden başlıyoruz.
Köyde kalsam tüm bunları öğrenemezdim. Herhalde yaşlı adamın anlatmak istediği de buydu. Öğrenmek için yaşamalıyım, dinlemek yetmez. Doğanın içinde yol almaya başladığım günden bu yana bambaşka bir dil kullanır oldum. Sözcüksüz, sessiz, sedasız bir dil. Bu dil sezgilerin, doğadaki şekillerin ve akıp giden zamanın dili. Karıncaları, filkuşlarını, ağaçları, örümcek ağlarını, çalıları ve tüm bunlarla, yaşadıkları coğrafya arasındaki uyumu gördükçe hayrete düşüyorum. Ancak hâlâ hayretin ötesine geçerek doğadaki uyumun sırlarını, insan efsanesinin içyüzünü ve dünyanın bugünlere kadar nasıl ulaştığını anlamış değilim.
Tek görebildiğim, bu uyumun içinde bir yerimin olmadığı. Bozkırda yalnız başıma geçirdiğim her günün sonunda, kendi acizliğime yeniden şahit oluyorum. Hayatta kalabilmek için bir barınağa, bir mağaraya ihtiyacım var. Geceleri keskin rüzgârdan, gündüzleri kavuran güneşten korunmam gerekiyor. Susuzluk ise başka bir dert. Uzun zamandır bitki kökleriyle idare ediyorum. Her sabah bir pınara rastlamanın hayaliyle uyanıyorum. Sakince, bir mucize bekliyorum. Bir taşın gölgesine kıvrılarak geçirdiğim öğle vakitlerinde yaşlı adamın sözlerini içimden tekrarlıyor, anlamlarını çözmeye çalışıyorum. Bir gün bu sözlerin yaşamımı değiştirebileceğine inanıyorum.

Örümcekli Pınar
Bitkin düştüğüm günbatımlarından birinde, kuytusunda uyumak için bir kaya parçası ararken, uzaklarda yeşil bir karaltı fark ettim. Kupkuru bozkırın içinde yeşilliğin boy verebilmesi için bolca su olması gerekiyordu. Belki de günlerdir aradığım pınar çok yakınımdaydı. Bir an, kalbimin atışlarını, dirseklerimde, bacaklarımda, göğüs kafesimin üzerinde dolaşan bir karınca sürüsü gibi duyumsadım. Bedenimi hiç bu kadar canlı hissetmemiştim. Kendi kendime `yaşamak bu olmalı' dedim ve var gücümle koşmaya başladım.
Yeşilliğe yaklaştıkça gördüklerimin bir hayal olmadığını anlıyor, daha da fazla heyecanlanıyordum. Sonunda yemyeşil çalıların olduğu yere vardım ve bu alışık olmadığım dünyada yürümeye başladım. Hava iyiden iyiye kararmaya başlamıştı ve tuhaf bir şekilde ben tek bir damla suya rastlayamamıştım.
Bir an güneşin battığı yönden buharlar yükseldiğini gördüm ve oraya yöneldim. Buharların çıktığı yerde büyük bir pınar vardı ve pınarın üzeri külrengi örümcek ağlarıyla kaplıydı. Pınardaki su belli ki sürekli kaynama halindeydi. Kaynayan suyun içinde oluşan dev kabacıklar zaman zaman pınarın yüzeyine ulaşıyor, örümcek ağlarını bombeleştirip pis kokulu buhar halinde havaya karışıyordu. İşin ilginç yanı, görünürde tek bir örümcek bile yoktu.
Gördüklerim karşısında donakalmıştım. Bir an, bu yaşadıklarım bir karabasan olmalı dedim. Aç, yorgun ve susuzdum. Belki de birkaç gün içinde ölüp gidecektim. Kendi kendime ve seçtiğim bu yola isyan etmek istedim, ancak ne olduysa oldu, sakinleştim. Geceyi orada geçirmeye karar verdim ve bir çalının altına kıvrıldım.
Rüyamda yaşlı adamı gördüm. `Suyun yolundan dört soru geçer' diyordu. `Bu soruları yanıtlamalısın. Hazır mısın?' `Sor' dedim, `yaşıyorsam eğer, hep hazırım. Başka çarem var mı?'
`Birincisini doğru bildin' dedi. `İkinci soru: Gidenler,' dedi, `neden gider? Neden terk eder?'
`Dönebilmek için' dedim. Bir yerde bulunmak için, oradan en az bir kere gitmiş ve oraya en az bir kere dönmüş olmak gerekir.'
`Üçüncü soru,' diyerek devam etti: `Bunca güzelliği yaşamak varken, neden acı çekilir? Ne olurdu dünyada sırf güzellik olsa?'
`Acıları tatmayan, güzelliği nasıl tanır' dedim. `Acı, mutluluğun mayasıdır.'
`Son soruyu soruyorum,' dedi: `Bu karanlığın ortasında, uykudasın. Gecenin içinde yok olup gitmekten korkmuyor musun?'
`Canlılar aydınlığı içinde taşır' dedim. `Yeter ki korkuyla kararmasın yüreğimiz. Karanlık, sadece geceye yakışır.'
`Günaydın' dedi. `Su gibi yudumla hayatını.'

GÜVEN EKEN

Görüşünü
Bildir
Not Ver Arkadaşına
gönder
Haberi yazdır
Bu site, Doğan Burda Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş. tarafından T.C. yasalarına uygun olarak yayınlanmaktadır.