www.kesfetmekicinbak.com


Bukalemun -
Sanal Yeşil Atlas


Doğa Ansiklopedisi
Türkiyede Korunan Alanlar
Doğa Korumacı Kuruluşlar
Doğa Koruma Kılavuzu
Kuş gözlemcisi olmak istiyorum
E-Kart Gönder
İletişim
Üye girişi

ARA


YeşilAtlas Arşivi
TÜM SAYILAR !
Doğa için şikayet dilekçesi
nasıl yazarım
Doğa koruma ailesine katılın!
İl il doğa korumacılar
  Ziyaretçi Defteri
 

Yeniden doğduğun gün

Biz insanların ömürleri yıllarla ifade edilir. Böceklerinki aylarla, bazı çiçeklerin ömrü ise günlerle, hatta belki de saatlerle. Ne kadar ıstırap vericidir çocuklar için bir böceğin ancak bir kaç aylık ömrü olduğunu öğrenmek.

Göster
İ. Turan Çetin
Kendisini bir böceğin yerine koyarak yaşamın hemen bitivereceğini düşünmek. Nedense insanlar büyüdükçe böyle düşüncelerden uzaklaşırlar. Kendi yaşamlarının da bir an bitivereceğini her gün daha da iyi kavradıklarından olsa gerek, büyükler ellerindeki zamanı en iyi şekilde kullanma telaşına düşerler. "Boş düşüncelerden" uzaklaşırlar. Aslında belki de kendi yaşamlarının bir böceğin yaşamından çok da farksız olmadığını fark ederler. Ama bunu bir türlü itiraf edemezler. Yaşamın sonlu olduğu fikrinden hep uzak durmaya çalışırlar.

Dünyanın yaşı ve doğanın ritmi esas alındığında, aslında gerçekten de bir böceğin ömrü ile bir insanın ömrü arasında pek bir fark yok. Ha bir kaç ay, ha onlarca yıl. İsterse insan yüz yaşında olsun! Milyonlarca yıllık bir zaman kesiti içerisinde bu ömürlerin hepsi aynı, hepsi tek anlık bir nokta, hepsi kısa ve uçucu.

Zamanın izafi bir şey olduğunu fark ettiğimiz an, yaşama ve ölüme dair bazı yanılgılar içinde olduğumuzu da görebiliriz. Bunlardan bir tanesi hayatın sonlu bir şey olduğunu sürekli unutmaya çalışmamız. Bir diğeri ise ölümü yaşamın tersi olarak algılamamız. Oysa ölüm, doğumun tersi, yaşamsa doğum ve ölüm arasındaki çizgi değil midir? Öyleyse doğmak için ne kadar tasalandıysak, tersi için de o kadar tasalanmamız yeterli olacaktır.

İşte hikayenin en güzel kısmı, tam da bu noktada başlar. Doğuşuna veya ölümüne dair korkulardan arınmış kişinin elinde sadece duru bir yaşam kalır. İster otuz yıllık olsun, ister yüz yıllık, yaşamın bütün mucizeleri su yüzüne çıkmaya başlar. Sevgi daha da bir tatlılaşır, çalışmak derin bir haz verir, ne kadar kırılırsa kırılsın hep yeni umutlar filizlenmeye devam eder, hatta acıların bıraktığı izler dahi gün gelir bir anlam ifade etmeye başlar. Zamanın kurduğu baskı erir gider. Yıllar birbirini kovalamaz, aksine uzun bir zincir oluşturur, iç içe geçer. Hayattaki her şey birbirini tamamlamaya başlar. Sonun ve sonsuzluğun alışageldik tanımları alt üst olur.

Böyle kişiler için değişmek ve yaşlanmak katlanması hiç de zor olmayan, ve hatta arzu edilen bir şey haline dönüşür. Nasıl bir yıldaki dört mevsimin ayrı ayrı tatları varsa, yaşamın dört mevsimi de birbirine benzemeyen tatlar sunmaya başlar. Gün gelir, çocukluk, gençlik, yetişkinlik ve yaşlılık bir arada yaşanır. Ölüm korkusu, yaşam tutkusuna dönüşür. Bedenlerimizin dışında sürmekte olan diğer yaşamlar, en az bedenimizin taşıdığı can kadar heyecan vermeye başlar. Kabuk düşer, ruhun aynası su yüzüne çıkar.

Ben doğanın hemen hemen bütün sırlarının, tek bir canlının yaşamında gizli olduğuna inananlardanım. Yeter ki insan, bu sırları görmek istesin. Aslında bu durum şöyle de ifade edilebilir. Doğayla barışmak ve onu tanımak isteyen kişilerin başvurabileceği en temel kaynaklardan birisi, kendi iç dünyaları, ve hatta aynalardır. Gündelik yaşamın karmaşasından sıyrılıp "kendi yaşamını gözlemek" doğa ve onu yok eden şeyler hakkında o kadar çok şey öğretebilir ki insana. Demek istediğimi biraz düşündükten sonra siz de fark edeceksiniz: Doğayı yok eden ve sizin yaşamınızdaki sıkıntıları doğuran şeyler, birbirinin aynısı aslında.

Yaşamın dört mevsimini oluşturan halkaların tek başına bir zincir oluşturmakla kalmayıp, başka zincirlere bağlandığını ise bir süre sonra doğa ana anlatacak size. Bu keşif sayesinde, yaşamın her saniyesini son saniye kadar derin yaşayacaksınız. Belki hatta son saniyeyi ise ilk saniye kadar tasasız ve sevinç içinde bekleyeceksiniz. Yeryüzündeki yaşamın bir bütün olduğunu, canlı cansız her şeyin birbirine muhtaç olduğunu ve biz insanların da güneşin beslediği bu eşsiz düzene ait olduğunu fark edeceksiniz.

Daha sonra, doğada hiç bir şeyin yok olmadığını, sadece varlıkların sürekli bir dönüşüm içinde olduğunu öğreneceksiniz. Böyle düşününce doğuma ve ölüme dair tasalarınız daha da hafifleyecek. Beğenmediğiniz burnunuz güzel görünmeye başlayacak, şakaklarınızda belirmeye başlayan aklar sadece yeni bir mevsime giriyor olmanın heyecanını yaşatacak. Derken yaşamınızın dört mevsimi ile, doğa arasındaki bağları daha da iyi kavramaya başlayacaksınız. Bedeninizin içindeki canı, doğadan emanet aldığınızı anlayacaksınız. Dağın başındaki yaşlı ardıç ağacına, eşine balık taşıyan bir sumruya ve yaz güneşine tutkun kır çiçeklerine olan saygınız hepten artacak. Kendi yaşamınızı izlemek, bütün diğer hayatlarla aranızdaki ortak yanları keşfetmenizi sağlayacak. Toprak, hava, su, diğer bütün canlılar ve insanlar, artık sizin için çok başka bir anlam ifade etmeye başlayacak. Onlar da "sizden" olacak. Gün gelecek, hiç beklemediğiniz bir anda, koskoca bir alemi kendi bedeninizin içinde hissedeceksiniz. Doğum ve ölüm arasında hiç el değmemiş bir çizgi belirecek. İşte o gün, yeniden doğduğunuz gün olacak.

Güven Eken

Görüşünü
Bildir
Not Ver Arkadaşına
gönder
Haberi yazdır
Bu site, Doğan Burda Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş. tarafından T.C. yasalarına uygun olarak yayınlanmaktadır.